SPOF

17 Ocak 2010 Pazar Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
Bilişim dünyasında farklı uzmanlık alanlarında çalışan kişilerin ortak kullandığı en popüler kavram olsa olsa SPOF (single point of failure) olur herhalde. Bense SPOF'un Türkçe'sine takılmış durumdayım. Zaten İngilizce'si kastedileni ne kadar iyi anlatıyor bilmiyorum, ama Türkçe olarak da iyi bir karşılık bulmakta zorlanıyorum.

Kelime kelime çevirsek "hatanın tek noktası" dememiz lazım ki, bu da başka bir anlama geliyor. Aslında tasarımın bir noktasında yedekli olmayan ve bakım anında hizmet kesintisine sebep olacak bir bileşenden, ve bunun tek olmasından kaynaklı tasarım hatasından bahsediyoruz. Ben günlük hayatta ihtiyacım olduğunda genelde "tek nokta hatası" karşılığını kullanıyorum, ya da kestirmeden SPOF deyiveriyorum. Ama mutlaka aynen donanım (hardware) ve yazılım (software) kelimelerinde olduğu gibi, SPOF için de güçlü bir Türkçe karşılığa ihtiyaç var diye düşünüyorum.
Etiketler:

Microsoft SPLA

19 Kasım 2009 Perşembe Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
Eğer sahip olduğunuz Microsoft lisansları üçüncü kişilerin kullanımına imkan sağlıyorsanız, farkında olmadan Microsoft lisanslarını ihlal ediyorsunuzdur. Özellikle IIS ile web barındırma, ya da Windows işletim sistemiyle sunucu kiralama gibi hizmetler sunan barındırma şirketleri dikkatli olmalı. Burada Microsoft’un SPLA olarak kısalttığı bir lisanslama modeli var, Service Provider Licence Agreement. SPLA aslında çok başarılı bir SaaS modeli. Bu modelde lisanslara sahip olmuyorsunuz, üç yıllık bir sözleşmeyle Microsoft'tan kiralıyorsunuz. Kiraladığınız bu yazılımlarla hizmet sunuyorsunuz, ve hizmet alan son kullanıcı da lisansa sahip olmuyor. Ürün sattıkça doğal olarak daha fazla kaynak ve daha fazla lisans kullanmanız gerekiyor ve kullandığınız lisansı da raporlamanız gerekiyor. Periyotlarla da kiralama ücretini ödemeniz gerekiyor. Böylece son kullanıcının Microsoft yazılımları ile aldığı hizmet de lisanslandırılmış oluyor.



Microsoft, SPLA lisanslama modelinde yakın zamanda bir değişiklik yapmış. İşletim sistemlerinde Data Center sürümü ile "işlemci başına" 50$ gibi bir ücretle mümkün olduğu kadar çok sanal işletim sistemi yaratabiliyordu. Yeni modellemede yine sayı olarak kısıtlama yok ama kullanıma ilişkin kısıtlamalar getirilmiş. Artık işletim sistemleri kullanım amacına göre lisanslandırılıyor, ve sadece barındırma hizmetleri için kullandırılması durumunda yine yaklaşık 50$ iken, uygulama kurulması durumunda yaklaşık 240$ gibi bir fiyatlandırma çıkıyor. Buna ilave olarak sanallaştırma yapılmayan fiziksel sunucular için de yeni lisanslar gelmiş.

VMware uzun zamandır sanallaştırma pazarında tek başına ve başarıyla ilerliyordu. Bugün de yola çok erken çıkmış olmanın avantajını yaşıyor ve rakiplerinden önde gidiyor. Microsoft ise HyperV ile VMware'in pazarını almaya hazırlanıyor. HyperV'nin son zamanlarda elde ettiği ilerlemenin ardından bu tip bir lisans modellemesine gidilmesi tesadüf değil diye düşünüyorum. Dolayısıyla lisans modeli de bu rekabete bağlı olarak değişmeye devam edecektir sanıyorum.
Etiketler:

Sıcak / Soğuk Koridor Kapatması

14 Ekim 2009 Çarşamba Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
Sunucuların içlerindeki devre elemanları, çalışmaları sırasında ısınmalarına sebep olur, dolayısıyla soğutmaya ihtiyaç duyarlar. Büyük bir sistem salonunda çok sayıda sunucunun bulunduğu ortamda ise bu ısınma, ortam sıcaklığının da artmasına ve sistemler için uygun çalışma koşullarının sağlanamamasına sebep olur. Bu nedenle sunucular, içlerindeki fan yardımıyla ön taraflarından emdikleri havayı arka taraflarından sıcak olarak üflerler. Geleneksel olarak sistem salonlarında yükseltilmiş döşeme altına verilen soğuk hava, kabinlerin ön taraflarından serbest bırakılır ve arka tarafta sıcak bir koridor oluşur. Bu sıcak hava ise salon içinde dolaşarak klima ünitelerine ulaşır ve tekrar döşeme altına verilerek döngü tamamlanır.

Aşağıdaki şekilde soğuk hava mavi ve sıcak hava kırmızı ile gösterilmiştir.



Isınan havanın salon içindeki hareketi sırasında, sıcak hava klimalara ulaşmadan soğuk havayla karşılaşır ve bir miktar soğuyarak klimanın verimini düşürür. İkinci bir problem ise soğuk havanın yeterince yükselemediği bölgelerde sıcak havanın dolaşarak kabin önlerine ulaşması ve burada sıcak bölgeler oluşturmasıdır. Bu durumda özellikle kabinlerin üst raflarında yer alan sunucular için soğuk hava girişi sağlanamayacaktır.



Gerek soğutma veriminde artış, klimaların enerji tüketiminde azalış, gerekse sıcak bölgelerin elimine edilmesi açısından mutabık olunan çözüm ise soğuk ve sıcak havanın birbirinden izole edilmesidir. Bunun içinse sıcak ya da soğuk koridorun kapatılması (hot/cold aisle containment) çözümleri bulunmaktadır.

Sıcak Koridorun Kapatılması

Hem salon tipi, hem de sıra tipi klimalarla sıcak koridorun kapatılması uygulanabilir. Salon tipi klimalar kullanıldığında kabinlerin ön kapakları dış tarafta kalır ve yükseltilmiş döşeme altından soğuk hava üflenebilir. Bu durumda tüm sistem salonu soğuk olacaktır ve üst sıralarda dahi soğuk emişinde sıcaklık problemi olmayacaktır. Ancak bu durumda sıcak havanın klimalara ulaşması için bir güzergah hazırlanması gerekir. Asma tavan ya da uygun borulama sistemi, kapatılan sıcak koridorlar ile klimalar arasından muntazam ve hava kaçırmayacak şekilde kurulmalıdır.

Sıra içi klima üniteleri kullanıldığında ise asma tavana ihtiyaç yoktur. Üniteler standart kabin sıralarının arasına yerleştirilerek kullanılır ve üfleme yönü sunucu kabinlerinin tersine, içten dışa doğrudur. İçeride yakaladığı sıcak havayı soğutarak ortama verir. Döngü çok kısa bir çevrimde tamamlanır.

Soğuk Koridorun Kapatılması

Soğuk koridor kapatıldığında dış ortam sıcak olacaktır. Sıcak hava serbest bir şekilde klimalara ulaşacaktır. Bu durumda dış ortamın sıcak olacağı dikkate alınmalıdır. Teyp kütüphanesi gibi kabine alınmayan cihazlar bu koşullardan olumsuz etkileneceğinden, bu tip cihazlar için ayrı bir soğutma yöntemi düşünülmelidir.

Soğuk koridorun kapatılması uygulaması da sıra içi ünitelerle gerçekleştirilebilir. Bu durumda sıcak uygulamasındakinin tam tersi olarak, sunucular dışarı sıcak hava atarken, klimalar kapalı koridora soğuk hava üfleyecektir.

Karşılaştırma

Her iki yöntem de soğutma verimini artıracaktır. Hangi yöntemin uygulanması tercihine gelindiğinde artıları ve eksileri değerlendirilmelidir. Sıcak koridorun kapatılması (HAC) yönteminde sıcak hava çok dar bir alana sıkıştırıldığı ve ortamda hiçbir şekilde başka bir sıcaklıktaki havayla karşılaşmadığından, klimalara dönüş sıcaklığı daha yüksek olabilir. Bundan dolayı klima verimi soğuk koridorun kapatılması (CAC) yönteminden daha yüksek olabilir. Bu sayede klimaların set edilen değeri de daha yukarı taşınabilir. Set edilen değer daha yukarıda olduğundan, "free cooling" yapılan süre de CAC yöntemine göre daha uzun olabilir. Ayrıca yine aynı sebepten soğutma yoğunluğunun da HAC uygulamasında daha yüksek olması beklenebilir.

CAC yönteminin ciddi bir dezavantajı bulunuyor, o da sistem salonunun ısınmasına yol açması. Soğuk hava hapsedildiği için sistem salonunun içinde sıcak hava dolaşır. Salonda çalışanlar için bunun daha insancıl olduğu düşünülebilir, ancak teyp kütüphanesi gibi soğuk koridora alınamayan cihazlar için uygun iklimlendirme koşullarının sağlanamaması gibi bir risk oluşur. Bu durumda standarda uymayan ekipmanlar için ayrı bir soğutma çözümü ve ayrı bir salon kurulması gerekir. HAC yönteminde ise dış ortam soğuk olduğundan kütüphane gibi cihazlar için tehlike oluşturmaz.

Bununla birlikte CAC yönteminin uygulaması daha kolaydır. Yukarıdaki şekilllerde görülebileceği gibi, HAC uygulaması için ya sıra içi klima üniteleri kullanılmalı, ya da sıcak hava klimalara taşınmalıdır. Sıra içi üniteler bugün için daha pahalı çözümlerdir, tavan-taban yüksekliğinin yeterli olmadığı salonlarda da yönlendirme yapmak mümkün olmamaktadır. CAC uygulamasında ise sıcak hava salon içinde serbest şekilde klimalara ulaşır, özel bir yönlendirmeye ihtiyaç duyulmaz.

HAC uygulamasının en sevdiğim yönü ise, yine çalışanlar düşünüldüğünde, kabin ön yüzlerinin kapatmanın dışında kalmasıdır. Yani kapalı koridora girmeden LCD KVM'lere ulaşmak mümkündür.
Etiketler:

Sistem Salonunda Soğutma

26 Eylül 2009 Cumartesi Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
Sistem salonlarında sıcaklık değerinin 20-25 ⁰C aralığında olması önerilmektedir, yani 22+/-2 ⁰C. Sunucuların elektrik tüketimlerinin çok azı işleme aktarıldıktan sonra tamamına yakını ısı olarak ortama yayıldığı için, yoğun sunucu parklarının bulunduğu veri merkezlerinde özel iklimlendirme cihazlarına ihtiyaç duyulur. Bu cihazların konumlandırması ve kabin yerleşimi, sistem salonunu etkin bir şekilde kullanabilmek açısından kritiktir. Doğru soğutma çözümü uygulanmadığı taktirde yeterli fiziksel alan ve tüm sunucuları besleyecek enerji kaynağı olsa da, uygun çalışma koşulları sağlanamadığı için salona yeni donanım kurulması mümkün olmayacaktır.

Soğutma cihazlarının seçimi konusunda çok temel bir hata ile sıklıkla karşılaşmak mümkün. Aslında soğutulması gereken şey sunucuları beslemek için gereken havadır. Birçok yerde yayılan ısıyı dışarı atmak için split ya da tavan tipi klimalar kurulduğunu, ya da klimaların hatalı konumlandırıldığını görebilirsiniz. Bunu sadece birkaç sunucusu olan işletmelerde görmek nispeten kabul edilebilir olsa da, çok saygın kurumların veri merkezlerinde bile benzer uygulamaların olduğuna emin olabilirsiniz.

Sistem salonlarına uygun "rack mountable" sunucular tipik olarak içlerindeki fanlar yardımıyla önden soğuk havayı alırlar. Sunucu içindeki işlemciler, elektronik devre elemanları, güç kaynağı, fanlar vb içerdeki havanın ısınmasına neden olur. Isınan bu hava yine fanlar yardımıyla sunucunun arka tarafından tahliye edilir. Yani sunucunun önü soğuk, arkası sıcaktır. Bir rack kabinetin üstüste sunucularla dolu olduğu durumda da, kabinetin ön tarafı soğuk, arka tarafı sıcak olacaktır.

Kabinetler yan yana dizilmiş olarak salonda sıralandığında, bir taraftan çıkan sıcak havanın diğer taraftaki bir kabinin emişine gelmemesi için, kabinlerin ön yüzleri önlerindeki kabinlerin ön yüzlerine, arka yüzleri ise arkalarındaki kabinlerin arka yüzlerine bakmalıdır. Bu doğal dizilimden dolayı şekilde görüldüğü gibi bir kabin sırasının önünde soğuk, arkasında ise sıcak koridor oluşacaktır. Tüm kabinlerin aynı yönde sıralandığı bir diziliş biçiminde, bir sırada oluşan sıcak hava diğer sıranın soğutmasıyla karışacağından, sağlanan sıcaklık istenen değerlerde olamayacaktır.



Geleneksel veri merkezlerinde yaygın olarak ortam tipi klimalar kullanılır. Bu cihazlar büyük birer dolap görünümündedir ve salonun kenarlarına yerleştirilir. Ayrıca ortamdan topladıkları ısıyı tahliye etmek için bir de dış üniteleri olur. İşlevleri yukarıdan aldıkları sıcak havayı aşağıdan yükseltilmiş döşeme altına üflemektir. Döşeme altında yüksek basınç oluştuğundan, bu hava bulduğu deliklerden dışarı çıkar. Soğuk koridorda perfore döşemeler yerleştirilerek soğuk havanın bu açık alandan çıkması sağlanır. Sunucular da yükselen bu havayı yakalayarak fanlar yardımıyla iç ekipmanları için kullanırlar ve arkadan sıcak koridora bırakırlar. Sıcak hava salon içinde dolaşarak tekrar klimalara ulaşır ve tekrar soğutularak döşeme altına verilir.

Klimaların düzgün yerleştirilmemesi halinde yükseltilmiş döşeme altında girdaplar oluşabilir. Klimalar çok güçlü bir şekilde hava üflerler ancak döşeme altında bir basınçla karşılaştıklarından hızlarını kaybederler ve girdapların oluştuğu bölgelerde soğuk hava yükselemez. Bunun için klimalar 90⁰ yerleştirilmemeli ve hava çakışmaları önlenmelidir. Klimadan çıkan havanın hızının çok yüksek olması dolayısıyla da kabinler hemen klimaların önüne yerleştirilmemelidir. Hava çok hızlı hareket ettiğinden, klimalara yakın bölgelerde de yeterince yükselemeyecektir. Dolayısıyla klimaların önünde en az 1m mesafe olması tavsiye edilmektedir. Sıcak havanın ise sistem salonu içinde serbestçe hareket etmesi istenmez ve en kısa yoldan klimalara ulaşması arzulanır. Bu amaçla genellikle sıcak koridorların karşılarına yerleştirilir. Bu sayede sıcak havanın soğukla karışması da nispeten önlenmiş olur.

Sunuculara gelen havanın 22⁰C olması gerektiğini söylemiştik. Bu değer aynı zamanda klimanın sabitlenmesi gereken çıkış sıcaklığıdır. Klima emdiği havanın sıcaklığına göre çalışır ve giriş sıcaklığı ne olursa olsun çıkışta bu değeri sağlamaya çalışır. Giriş ve çıkış sıcaklıkları arasındaki farkı (∆t) azaldıkça cihaz daha yavaş çalışır ve geleneksel klimalar tipik olarak 8-10⁰C ∆t sağlar. Eğer ∆t<10⁰C ise cihaz daha düşük kapasitede çalışır. Eğer sıcak havanın dönüşünde ∆t<10⁰ olmasına yol açacak bir kısa devre varsa cihaz hiçbir zaman tam kapasitesini sunamayacaktır.

Kısa devreleri ortadan kaldırmanın bir gereği de klimaların COP eğrisinden kaynaklanmaktadır. COP, klimanın tahliye ettiği ısı ile bu ısı atmak için harcadığı enerjinin oranıdır. COP değerinin yüksek olması, klimaların daha az enerji tükettiği anlamına gelir. Yani COP, elektrik faturasıyla ters orantılıdır diyebiliriz. Diğer taraftan giriş sıcaklığının artması halinde COP da artar, böylece tahliye edilen ısı miktarı değişmezken klimanın yaptığı iş azalmış olur. Farklı giriş sıcaklıklarına bağlı COP değerleri yandaki şekilde gibi bir eğri oluşturmaktadır. Veri merkezlerindeki toplam enerji tüketimi içinde soğutmaya ayrılan payın oldukça yüksek (çoğu zaman IT sistemlerine harcanan enerjiye yakın) olduğu göz önüne alındığında, klimalarda sağlanacak verim artışı çok ciddi tasarruf sağlayacaktır.

COP = Coefficient of Performance (performans katsayısı)
COP = Tahliye edilen ısıl enerji / Harcanan enerji

Soğuk/sıcak havanın kısa devre yapmasının yarattığı sakıncayı üreticiler çoktan farketmiş ve çeşitli çözümler sunmuş durumdalar. İlk başlarda çözümlerin klima ünitelerini mümkün olduğunca sıcak havaya yaklaştırmak ve sıcağın dolaşmasına müsade etmeden yakalamak şeklinde olduğunu görüyoruz. Örneğin bu amaçla bazı üreticilerin kabinlerin hemen üstüne yapışık şekilde monte edilen klimaları bulunmakta. Bir sıra boyunca bu klimalar kullanılarak sıcak koridordan hava yükselirken yakalanarak işleniyor ve soğuk koridora bırakılıyor. Bir başka örnek ise soğuk koridorun üstünde tavana monte edilen klima cihazları. Bu yöntemde de soğuk koridora hızla hava üflenirken, kenarlardan sıcak koridordan yükselen havayı yine en kısa yoldan yakalamak hedefleniyor. Son dönemlerin en çok konuşulan yöntemi ise soğuk ya da sıcak koridorların üstlerini örterek kapalı bir oda yaratmak ve bu sayede yüksek verimli bir yalıtım sağlanması şeklinde. Ancak bu durumda özel klima ünitelerinin kullanılması gerekiyor.
Etiketler: ,

PUE / DCiE

22 Eylül 2009 Salı Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
PUE ve DCiE, veri merkezindeki IT yükü ile altyapıda tüketilen toplam enerjiyi karşılaştırarak veri merkezinin enerji etkinliğini belirten bir göstergedir. Green Grid tarafından ortaya atılmıştır ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Herhangi bir anda sistem salonlarındaki IT ekipmanının çalıştırılması için gereken toplam güce ulaşılmasını sağlar. IT yöneticileri PUE değerindeki değişimleri takip ederek sistem salonlarının enerji verimliliğini takip edebilirler.

PUE = Power Usage Effectiveness
DCiE = Data Center Infrastructure Efficiency

Sistem salonlarındaki sunucular, erişim cihazları, depolama üniteleri, yedekleme üniteleri, KVM switch'ler gibi verinin işlenmesinde kullanılan IT ekipmanlarının çektiği enerji, toplam IT yükünü oluşturur. Bunun haricinde sistem salonunu besleyen diğer ekipmanlarda da önemli enerji tüketimleri ve kayıplar yaşanır. Soğutma ve nemlendirme ekipmanları, UPS ve akülerdeki kayıplar, kablo ve PDU'lar üzerindeki kayıplar, aydınlatma ve benzeri, toplam enerji tüketimini artırır.

PUE = 1 / DCiE ; ve
PUE = Tüketilen Toplam Güç / IT Ekipmanına Aktarılan Güç

olarak formülize edilir. Her ikisi de aynı şeyi ifade etse de ben PUE'yi kullanmayı daha çok severim. Böylece toplam tüketiminizi PUE ile çarparak maliyet hesabına geçmeyi daha kolay buluyorum.

Geleneksel veri merkezlerinde PUE değeri 2 civarında gözlenir. Yani her bir birim IT yükü için bir birim enerjiye daha ihtiyaç oluşur. Enerji maliyetlerinin yüksekliği ve çevreye etkileri göz önüne alındığında bu değeri olabildiğince aşağı çekmek gerekmektedir. Green Grid'e göre PUE değerleri aşağıdaki tabloya göre yorumlanmalıdır.

PUE
DCiE
Verimlilik Seviyesi
3.0
33%
Oldukça Verimsiz
2.5
40%
Verimsiz
2.0
50%
Ortalama
1.5
67%
Verimli
1.2
83%
Oldukça Verimli

Özellikle Google ve Yahoo gibi internet şirketleri, veri merkezlerindeki PUE değerini düzenli olarak açıklamakta ve PUE savaşlarını sürdürmekteler. Google dünyanın en verimli veri merkezlerini işlettiğini belirtmekte ve 1.1 seviyelerine ulaştığını ifade etmektedir. Bu iş için büyük bir Ar-Ge yaptığı bilinen şirket, bu üstünlüğünü rakiplerine karşı bir maliyet avantajı (dolayısıyla rekabet avantajı) olarak kullanmaktadır ve veri merkezleri ile ilgili çok az bilgi vermektedir.

PUE değeri genellikle lineer bir grafik izlemez. Yaz aylarında dış ortam sıcaklığının artması klimaların ısıyı tahliye etmesini zorlaştırdığından klima verimleri düşer. Ayrıca "free cooling" imkanları da azaldığından PUE değerinde yaz aylarında yükselme olması beklenen bir durumdur.

Veri merkezleri oldukça kompleks yapılardır ve mantıklı olarak iki farklı birim yöneticisine ihtiyaç duyulur. Yöneticilerin biri IT sistemlerden sorumlu iken, diğerinin altyapıdan sorumlu olması doğru bir yaklaşım olur. PUE değerinin düşük olması altyapı yöneticisinin başarısını gösterse de, veri merkezinin verimliliğini ifade etmek için tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda IT yöneticisinin de sanallaştırma ve konsolidasyon tekniklerini hayata geçirmesi, ve kullandığı enerjiyi yüksek oranda işleme (process) dönüştürebilmesi gereklidir.
Etiketler:

Uptime Institute Derecelendirmesi

21 Eylül 2009 Pazartesi Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
İş sürekliliğine ilişkin en eski standart 1995 yılında "The Uptime Institute" (TUI) tarafından yayınlanmıştır. TUI, veri merkezini güvenilirlik, erişilebilirlik ve hizmet kalitesi açısından değerlendirir ve dört seviyede derecelendirir. En yüksek başarım oranını Tier 4 ifade eder. Tier 1 seviyesinde sistem salonunun minimum ihtiyaçlarının bulunduğu ortam ifade edilirken, üst derecelendirmelere ilerlendiğinde yedeklilik bileşenleri eklenmeye başlar ve buna bağlı olarak ayakta kalma oranının artacağı ifade edilir. Ancak istatistiki olarak ayakta kalma oranının yüksek olması, veri merkezinin üst Tier seviyesinde olduğu anlamına gelmez. Önemli olan bileşenlerin tasarımı açısından bu oranı vermeye müsait olup olmadığıdır.

Diğer taraftan veri merkezinin Tier seviyesi, onun en zayıf olduğu noktasının Tier seviyesini ifade eder. Örneğin enerji altyapısı Tier 4 özelliklerini sağlasa dahi, soğutma altyapısı Tier 2 ise, veri merkezi Tier 2'dir. TUI'ye göre parçalı sınıflandırma yapılmamaktadır.

Seviyelere göre gereksinimler aşağıdaki tabloda görüldüğü gibidir:


Tier 1
Tier 2
Tier 3
Tier 4
Enerji dağıtım kanalı
Tek
Tek
1 Aktif
1 Pasif
2 Aktif
Yedeklilik*
N
N+1
N+1
2(N+1)
Birbirinden bağımsız
Hayır
Hayır
Hayır
Evet
Çalışırken bakım yapılabilir
Hayır
Hayır
Evet
Evet
Hata toleransı
Yok
Yok
Yok
Var
* N, ihtiyaç duyulan kapasiteyi sağlamak için kullanılan ünitelerin adedini ifade eder.

Tier 1: Temel Altyapı Bileşenleri
Sistem salonu için gerekli minimum enerji ve soğutma altyapısının kurulu olduğunu ifade eder. Sistem salonu için gerekli kapasiteyi sağlayan aktif bileşenler yedekli değildir. Besleme yolları tektir. Sistemde tekil hata noktaları vardır. Herhangi bir bileşenin arızalanması veri merkezinde kesintiye yol açar. Planlı ve plansız bakımlarda tüm sistemin kapatılması gerekir. Öngörülen ayakta kalma oranı %99,671'dir.

Veri merkezindeki bir kesintinin mali zarar yaratmayacağı şirketler için uygundur. Küçük işletmeler ve IT uygulamalarını kendi iç ihtiyaçları için kullanan şirketler tercih edebilir. Herhangi bir SLA taahhüdünde bulunmayan internet şirketleri de Tier 1 veri merkezlerini kullanabilir.

Tier 2: Yedekli Altyapı Bileşenleri
Sistem salonu için gerekli kapasiteyi sağlayan aktif ekipmanlar yedeklidir, ancak besleme tek kanaldan yapılır. Altyapı bileşenlerinden birinin arızalanması durumunda sistem salonu durumdan etkilenebilir. Besleme kanalında oluşacak bir sorun ise kesintiye yol açar. Operasyonel hatalar yüzünden beklenmedik kesintiler yaşanabilir. Bakım ve arıza durumlarında ise sistemin kapatılması gerekir. Öngörülen ayakta kalma oranı %99,741'dir.

Servis seviyesi taahhüdü veren internet şirketleri en az Tier 2 tercih etmelidir. Benzer şekilde IT sistemleri çoğunlukla günlük mesai saatleri içinde kullanan ve mesai saatleri dışındaki planlı kesintilere tahammülü olan küçük işletmeler için uygundur.

Tier 3: Çalışır Haldeyken Müdahale Edilebilir Altyapı
Altyapı bileşenleri ve dağıtım yolları yedeklidir. Sunucu sistemlerinde çift güç kaynağı bulunması gereklidir. Sistem salonunu dağıtım yollarından biri besler, diğer kanal yedeklilik için beklemededir. Altyapı bileşenlerine bakım yapmak için bilişim sistemlerini kapatmak gerekmez. Bakım çalışmaları için yedek bileşenler ve dağıtım yolları kullanılır, ancak plansız durumlar sistem salonunda kesintiye yol açabilir. Bakım çalışmaları sırasında da kesinti olabileceği göz önünde bulundurularak önlemler alınmalıdır. Hata toleransı yoktur, insan hatası sistem salonunda kesintiye yol açabilir. Öngörülen ayakta kalma oranı %99,782'dir.

IT servislerini 7x24 kullanan, ancak kısa süreli kesintileri makul kabul edebilen şirketler için uygundur.

Tier 4: Hata Toleranslı Altyapı
Altyapı bileşenleri ve dağıtım yolları yedeklidir. Sistemler aynı anda birbirinden bağımsız çalışan iki aktif kanaldan beslenir. Herhangi bir bileşenin arızalanması ya da bakım ihtiyaçları durumunda sistem salonu durumdan etkilenmez. Dağıtım kanallarının her ikisinin birden olası bir problemden aynı anda etkilenmemesi için birbirinden ayrı ortamlarda kurulması gerekir. Altyapının tek bir hatayı tolere edeceği öngörülür. Öngörülen ayakta kalma oranı %99,995'tir.

Operasyonunu 7x24 IT altyapısı üzerinden yürüten ve sürekli müşteri ile karşı karşıya olan, agresif rekabet koşullarında çalışan şirketler için uygundur. E-ticaret şirketleri ve bankalar için tercih edilir.
Etiketler:

Facebook'a Paylaşım Nasıl Yapılır

08 Eylül 2009 Salı Gönderen Dirsehan Tunçel 0 yorum
Kullandığınız şablonda küçük bir editleme yaparak Facebook'ta Paylaş linkini ekleyebilirsiniz. Bunun için kumanda panelinden "Yerleşim - HTML'yi Düzenle - Widget Şablonlarını Genişlet" yolunu takip edin. Makalenin altında linkin yer almasını istediğiniz uygun bir alan bulup aşağıdaki gibi bir satır ekleyin.

<a expr:href='http://www.facebook.com/share.php?u=; + data:post.url'>Facebook'ta Paylaş</a>

Dilerseniz buraya bir ikon da yerleştirebileceğiniz gibi, aynı yöntemle diğer sosyal ağ sitelerine de paylaşım linkleri yaratabilirsiniz.
Etiketler: