24 Ocak 2012

Korkmayın, Kapatın

Slogan şu: Kapatın gitsin. Geri geliyorsa yedeklidir, gelmiyorsa hiç yedekli olmamıştır.

Geçen haftalarda ekip olarak güzel bir tecrübe yaşadık. Bir denetleme kapsamında, yedekli omurga switch'lerimizin sırayla kapatılarak, yedekliliğin düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol etmemiz istendi. Üzerlerindeki dörder switch modülünün 48 portunun tamama yakın dolulukta olduğu switch'lerden bahsediyorum. Bu switch'ler en son iki yıl önce test için kapatılmış, ama sonrasında yapı üç katına büyümüş. Taleple ilk karşılaşan herkesin tepkisi hemen hemen aynıydı. Geneli pek kibar olmadığı için bu ortamda teferruata girmeyeceğim. Sonucu baştan söyleyeyim, biz bu switch'leri istendiği şekilde kapattık.

Önümüzde çok kısa bir süre, sorumluluğumuzda da çok kritik sistemler varken şahsen ben de böyle bir operasyon için istekli değildim. Murphy'ye göre birşeylerin ters gitmesi gerekiyordu. Herhangi bir beklenmedik durumda uygulamaların tekrar düzgün çalışır hale getirilmesi saatler sürebilirdi. Nitekim bu testi yaptığımızda terslikler de olmadı değil.

Büyük gün gelmeden önce birşeyleri test etmek istiyorduk ve zaman kısıtından dolayı tüm sistemi kapsamlı kontrol etme imkanımız yoktu. İlk yaptığımız iş tecrübeli arkadaşlarda omurga üzerindeki sistemleri belirlemek oldu. Bunları risk ve olasılıklarına göre bir matrise yerleştirdik. Sistematik bir yöntemden bahsetmiyorum, tamamen arkadaşların birikimlerine dayalı sezgisel bir değerlendirme. Etkisi düşük olan riskleri görmedik bile. Sonuç olarak belirlediğimiz birkaç riskli uygulamanın üstüne gittik. İki gecelik operasyonla ön testler yaptık. Switch portlarını "shutdown" komutuyla kapatacak scripti arkadaşlar önceden hazırladılar. İki yıl önce yedekli çalıştığı görülen sistemlerin hala yedekli çalışmaya devam ettiğini gördük ve içimiz biraz rahatladı. Tabi bu arada birkaç yanlış etiketlenmiş kablo, tek switch'e yedeksiz bağlanmış birkaç sunucu vb de ortaya çıktı. Bu halde büyük teste girdik.

Switch'i kapattığımız anda tüm ekiplerden arkadaşlar hazırdı. Herkes kendi masasında sistemlerinin durumunu takip ediyordu. Power off anahtarını kimin çevireceği geyik konusu oldu. Sonunda yaptık. Saat gecenin bir vakti, 20-25 kişi dile kolay koca amiral gemisini suya batırıp çıkardık. Tarifi zor saniyeler geçti. Ne ile karşılaşacağınızı merak, bir parça heyecan ve ister istemez bir gerginlik. Uyku aklınızda değil. Ekranlar önce gitti, birkaç saniye sonra geri geldi. İşte o rahatlama ve haz anı gerçekten yaşamaya değer. Kontrollere devam ettik, alarm ekranlarında birkaç terslik mevcut, biraz sonra onlar da düzeldi. Switch'i açarken iki uygulamada beklenmedik bir problem oluştu ama ekip hemen müdahale etti.

Şimdi biliyorum ki, orada yedekliliğine müdahale etmem gereken sunucular var. İyileştirmem gereken noktaları da not alıyorum. Birlikte çalıştığım diğer firmalara da kontrol etmesi gereken yerleri aktarıyorum. Artık rahat uyuyabilirim çünkü sistemim yedek yapısı üzerinden devam edebiliyor. İhtiyaç olsa bir taşınma senaryosu bile düzenleyebilirim.

Sonuç (hatalarına rağmen) benim için tatmin edici oldu. Kritik sistemler yönetip bunun için yedekli yapı kuranlar bu testleri mutlaka yapmalı. Bunun için denetlemeler uygun zamanlar değil. Ekipler kendi iradesiyle planlayarak yapabilmeli. Yönetimler bu riski üstlenebilmeli. Yoğun operasyonel baskılar ve iş geliştirme birimlerinin zaman baskısı altında bazı acil çözümler, yapıyı korumaya müsade etmiyor. Bu testler rutine bağlanırsa bu baskı altında kendinizi de kontrol etme imkanınız olur. Üstelik ekipleri daha uyanık tutma konusunda da yardımı olur. Dolayısıyla en güzeli takvimlendirilip uygulanmalı, yapılamıyorsa en azından büyük değişiklikler sonrasında yapılmalı. En başta dediğim gibi, ekranlarınız geri geliyorsa yedeklidir, gelmiyorsa belki de hiç yedekli olmamıştır.

29 Kasım 2011

LinkedIn Davetleri

Linkedin üzerinde benim de bir kullanıcım ve kişisel kontaklarımla ilişkide olmak üzere kurduğum bağlantılarım var. Bunun haricinde zaman zaman bilmediğim şirketlerden, tanımadığım kişilerden bağlantı davetleri alıyorum. Zaman zaman aralarında üst düzey yöneticiler de yer alıyor. Bu davetlerin hiçbirinde şahsıma yazılmış bir özel notla karşılaşmadım. Ne amaçla bana ulaştı, hangi alanlarda birlikte çalışabiliriz... Birçoğuyla kesişen noktamız olmadığına eminim. Başlarda daveti geri çevirerek kabalık etmek istemiyordum ama artık tanımadığım davetleri askıda bekletiyorum.

Linkedin'i ben mi kullanmayı bilmediğim için yadırgıyorum? "Open Networker" arkadaşlar sosyal ağlarından ne tür fayda sağladığını yorumlarsa sevinirim.

27 Kasım 2011

ITIL 2011 ile Gelen Yenilikler

ITIL bu sene yeni sürümünü duyurdu. Gördüğüm kadarıyla eğitim kurumları da kendilerini bu yeni gelişmeye hazırlamaya çalışıyorlar. Eğitim dokümanları yenilenmeye çalışılıyor. Güncellemelerle ilgili bilgiler internette yavaş yavaş çoğalıyor. Bu arada ITIL 2011’in getirdiği yeniliklere ilişkin Geoff Senson'ın “ITIL and the Business: What the 2011 Edition Brings to the Table” başlıklı sunumunu takip ettim. Sunumda geçmiyor ama anlatılanlardan edindiğim izlenim, yeni sürümün getirdiği yeniliklerle süreç yöneticilerini biraz da proje yöneticilerinin bakış açısıyla düşünmeye yönlendiriyor olabilir. ITIL bugüne kadar bize operasyonel sürekliliği nasıl garanti altına alıp iyileştirebileceğimizi söylüyordu. Yeni 2011 sürümü ile IT ile business buluşturulmaya çalışılmış ve "müşteri" ihtiyaçları daha merkeze alınmış gibi görülüyor.

Önceki sürümlerde süreçler aşağıdaki gibiydi

ITIL 2000
  • Service Support – çalışmasını sağla
  • Service Delivery – altyapıyı planla

ITIL 2007
  • Service Strategy – hangi servislerin sunulacağına karar ver
  • Service Design – doğru altyapıyı ve garanti seviyesini temin etmek üzere servisi tasarla
  • Service Transition – kur, test et, servise al
  • Service Operation – herşeyin düzgün şekilde çalışmasını sağla
  • Continual Service Operation – iyileştirmelerin oluşmasını sağla

ITIL 2011 ile aşağıdaki üç yeni süreç tanımlanmış.
  • Strategy Management for IT Services
  • Business Relationships Management
  • Design Coordination

Sunumda özellikle Business Relationships Management sürecinin üzerinde önemle duruluyor. Bu sürecin getirilmesinin amacı müşteri memnuniyetini artırmak. Bunu sağlamak amacıyla öncelikli olarak müşterinin beklentisini daha iyi anlamak gerekiyor. Bu sürecin Service Lifecycle ile etkileşimini incelediğimizde konu biraz daha anlaşılıyor.

Business Relationships Management sürecinin Hizmet Yaşam Döngüsüne etkisi:
  • Service Strategy
    • Identify stakeholders
    • Define outcomes
    • Specify strategic requirements and funding 
    • Define business case
  •  Service Design
    • Validate customer requirements
    • Validate patterns of business activity
    • Confirm cost and funding
    • Ensure appropriate customer involvement in design activities
  • Service Transition
    • Coordinate customer involvement in ST process
    • Schedule customer involvement in training and awareness
    • Validate release schedules
  • Service Operation
    • Communicate scheduled outages
    • Updates in major incidents
    • Escalation
  • Continual Service Operation
    • Report service performance
    • Customer satisfaction surveys
    • Facilitate reviews on ability to meet strategic objectives
    • Initiate service improvement plans

Dikkat edilirse daha çok proje yönetiminden tanıdığımız kavramlar buraya da girmeye başlamış. Paydaşların belirlenmesi, kapsamın tanımlanmaya çalışılması, maliyet yönetiminin girmesi, sonuçların müşteriye onaylatılması gibi kavramlar geliyor. Bunlar en azından benim daha önce ITIL'da karşılaşmadığım kavramlar. Dolayısıyla ben bunu operasyon ekipleri, proje ekiplerinin dilinden daha iyi anlar hale getiriliyor diye yorumluyorum. Bu iki temel iş dalı arasında bir köprü kurulmuş oluyor.

20 Kasım 2011

Açık Kaynak Envanter Yazılımı

Henüz ilk versiyonunu çıkarmaktan uzak olsa da böyle bir gayretin varlığını görmekten keyif aldığım için burada paylaşmak istedim.  

racktables.org adresinde sistem salonları için envanter yönetimi yapabilen ve bunu görsel şekilde sunabilen GNU lisanslı bir yazılım hazırlanmış. Uygulama web tabanlı çalışıyor. Kabinleri ve cihazları tanımlıyorsunuz, sonra da yerleştiriyorsunuz. Nerede ne kadar yeriniz var bir bakışta görmeye başlıyorsunuz. Ayrıca sahip olunan IP kaynak havuzunun nerede kullanıldığını da düşünmüşler ve bunun için de bir modül yazmışlar. Benim gördüğüm son versiyonu 0.19, ayrıca sitede bir online demo sayfasına da link verilmiş. Dürüstçesi ben profesyonel bir yazılımım yoksa yine excel'i tercih ederim diye düşünüyorum ama sourceforge'da kullananların memnuniyetlerini de dikkate almak lazım. Ayrıca açık kaynak camiasında böyle bir cesaret görmek sevindirici.

21 Ağustos 2011

Türk Telekom Özelleştirmesinin Ardından

Türk Telekom özelleştiğinden beri yaklaşık beş yıl geçti. Bu zaman zarfında bu özelleşme doğru muydu değil miydi diye çok tartışıldı.

Türk Telekom özelleştiğinden beri neler oldu:
  • Şirketin çoğunluk (%55) hissesi 20 yıllığına satıldı, ihaleyi Oger Telecom aldı. Şirketin başına önce Paul Doany, sonra Gökhan Bozkurt geçti.
  • Türk Telekom toptancı pozisyonuna geçti ve servis sağlayıcıların son kullanıcıya satış yapabileceği bir model oluştu.
  • Son kullanıcıya satış için TTNET kuruldu. TTNET, diğer servis sağlayıcılar arasında genişbant erişimi alanındaki liderliğini sürdürmeye devam etti.
  • Özelleştirme öncesi dünyada en hızlı ADSL bağlayan operatör Türk Telekom idi, ancak satış sonrası organizasyonu zayıftı. Böylelikle çağrı merkezi şirketi AssisTT kuruldu.
  • Assistt aynı zamanda diğer şirketlere de hizmet verir bir yapıya kavuştu ve Türkiye'nin en büyük çağrı merkezi şirketi oldu.
  • Türk Telekom'un PSTN (telefon) gelirleri sürekli düştü. 
  • Özelleşme öncesi 70.000 civarında olan çalışan sayısı, şirketten ayrılan ve kamuya naklolan personel sonrasında 25.000 seviyelerine düştü.
  • GSM operatörlerinin 3G şebekelerini hayata geçirmeleri ile TTNET genişbant alanında ilk defa pazar kaybetmeye başladı. 
  • Personelin eğitim ihtiyaçları için Türk Telekom Akademi kuruldu. Sınıf içi ve online eğitim ortamları oluşturuldu.
  • Avrupa'da Invitel'i satın alarak 27.000 km fiber ağını bünyesine kattı. Şirketin adını Pantel olarak değiştirdi. 
  • Asya'da JADI Link projesine imza atılarak Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'ı kapsayan bir fiber bağlantı kurulmasına başlandı.
  • Pantel ve JADI projeleri ile Türk Telekom ağı, Asya ve Avrupa arasında bir fiber köprü pozisyonu aldı.  
  • Şirket borsaya kote oldu. 
  • Türk Telekom 2009 ve 2010 yıllarında Türkiye'nin en değerli markası seçildi.
  • Innova, Argela, Sebit, Sobee şirketleri grup bünyesine katıldı. Bu firmalar uluslararası ödüller aldı. 
  • Arnavutluk'ta faaliyet gösteren telekom operatörünün hisseleri gruba katıldı. 
  • Almanya'da O2 ve Türkiye'de Avea işbirliği ile Almanya ve Türkiye'de kullanılabilecek GSM hizmeti başlatıldı.
  • IP şebeke üzerinden interaktif televizyon hizmeti başlatıldı. 
  • Cem Yılmaz deyince akla Türk Telekom gelmeye başladı. 
  • Turkcell, Superonline markası ile fiber yatırımlarına başladı. 
  • Vodafone, Borusan Telekom'u satın aldı. 
  • Türksat'ın kablo TV altyapısından genişbant internet satışlarında önemli bir artış olmadı. 
  • ve benzeri aklıma gelmeyen pek çok şey...
  • ...
Özelleştirme olmasaydı yukarıdakilerden ne kadarı gerçekleşirdi ve bunun son kullanıcıya faydası ya da zararı nedir diye düşünmek lazım. Sizin ekleyecekleriniz var mı?

14 Ağustos 2011

Office 365 vs Gmail

Microsoft aşağıdaki video ile Gmail'e savaş açmış ve kendi Office 365 ürünü ile karşılaştırma yapıyor. Dikkatimi çeken bir iki nokta var. Birincisi Google'ın reklama dayalı ücretsiz hizmet seçeneği (50 kullanıcıya kadar) Microsoft'ta yok. Bu durumda Google'ın modeli yaygınlaşmak için hala daha başarılı bir iş modeli gibi görülüyor. İkinci olarak Microsoft'un bu yaklaşımı, Exchange ve Sharepoint hosting pazarındaki pastayı oluşturan hosting firmalarına artık rakip olduğunu gösteriyor. Üçüncü bir nokta ise satın alınan Office programlarından kiralanan modele doğru yumuşak bir geçişin sessizce başladığı görülüyor.


24 Haziran 2011

Internet'in Geleceği

Cisco, network cihazlarının üzerine server blade'leri duyurduğunda biraz şaşırmıştım. Network deyince ilk akla gelen firmanın bu pazara girmesi ve zaten farklı alanlarda işbirliği içinde olduğu firmalarla rekabete başlaması beni düşündürmüştü. Arkasından Unified Computing adını verdikleri bir mimari duyurdular, çok da iyi yaptılar. Huawei de bu akımı takip etmekte gecikmedi ama Huawei'nin neredeyse tüm pazarlara talip olduğu varsayılırsa, Huawei'nin hareketi benim için çok şaşırtıcı olmadı. Bugün düşündüğümde Cisco'nun hareketinin arkasındaki tek sebebin kendisine yeni pazarlar yaratmaktan ibaret olmadığını düşünüyorum. Nedenine biraz sonra geleceğim ama önce CDN konusunda fikri olmayanlara bir not düşeceğim.

Günlük hayatınızı sürdürmekte iken bilgisayarınıza indirmeye başladığınız bir güncelleme var diyelim, ya da youtube'da bir video izliyorsunuz. Oluşan trafiğin nereden geldiğine dikkat ederseniz, durum çubuğunda bilgisayarınızın bu dosyaları büyük ihtimalle akamai.net, edgecast gibi farklı yerlerden indirmeye çalıştığını farkedersiniz. Bunun amacı popüler içerikler için her seferinde içeriğin kaynak noktasına gidilmemesi için bir içerik dağıtım ağının kurulmuş olması ve ilk indirmeden sonraki trafiğin (diyelim) Amerika'dan değil, Türkiye'deki sunuculardaki kopyasından yapılmasıdır. Akamai, Edgecast, Level3 gibi şirketler ise bu hizmetleri sunan büyük oyuncular. Hizmete ise CDN, yani içerik dağıtım ağı deniyor.

CDN'de yapılan iş kabaca şöyle: Bu firmalar dünyanın çeşitli lokasyonlarında sunucu parkları ve büyük disk kapasiteleri kuruyorlar. Standart kullanıcılar internetten bir içeriği indirmek istediklerinde onları CDN ağındaki bir sunucu karşılıyor. İlk istekte dosya kaynağından çekilip kullanıcıya ulaştırılıyor. Diğer kullanıcılar aynı içeriğe ulaşmak istediklerinde ise içerik, geçici kopyasından sunuluyor.

CDN olmadığında içerik dağıtımı (geleneksel yöntem): Tüm istekler içeriğin kaynağı olan sunucudan dosya çekmeye gider.


CDN ile içerik dağıtımı: İlk istek CDN sunucu tarafından kaynak sunucudan alınır ve kullanıcıya sunulur. Aynı CDN'den hizmet alan diğer kullanıcılar aynı içeriğe erişmek için CDN sunucusundaki kopyadan faydalanırlar. Şekilde Avustralya bölgesindeki talebe dikkat.


Servis sağlayıcılar, peering trafiğini düşürmeye yardımcı oldukları için genelde CDN şirketlerine karşılıksız yer sağlıyorlar, hatta trafik başına belirli bir ücret ödüyorlar. CDN firmaları aynı zamanda içeriğin sahibi olan Microsoft, Youtube, Facebook gibi firmalarla da işbirliği yapıyorlar. CDN ağının ne kadar çok noktada sunucuları varsa, ne kadar çok içeriği kendi üzerlerinden taşıyıp uluslararası peering trafiğini düşürmeye katkı sağlayabiliyorlarsa pazarlık güçleri de o kadar fazla oluyor. Ancak ne var ki artık telekom operatörleri bu gidişe bir dur demek istiyor, çünkü kendileri için önemli bir maliyet yaratan Facebook ve benzeri trafiği karşılıksız taşımak istemiyor. Bu savaşı dünyada başlatan telekom operatörlerinin başı British Telecom oldu ve taraftarları da eminim artmaktadır.

Dolayısıyla telekom operatörleri yavaş yavaş kendi CDN'lerini kurarak tekelleşmeye başlamış bu firmalara karşı ellerini güçlendirmek istiyor. İşyerindeki yöneticim, internetin gelecekte bir "videonet" olacağını söylüyor. Bugün toplam trafik içinde %5 seviyelerinde olan video trafiğinin, 2015 yılında %90 seviyelerinde olacağı öngörülüyor. Bunun anlamı internetin önümüzdeki 3-4 yıl içinde yaklaşık 20 kat büyümesi demek. Böyle bir ortamda içeriği dağıtacak olan yapı sadece routing yapan iletişim ağları olmayacak, trafiğin büyük kısmı CDN ağları üzerinden taşınacak. Operatörler daha büyük bir iştahla kendi CDN'lerini kuracak ve CDN'ler arası trafik paylaşımı için gateway'ler kurulacak.

Şu anda CDN konusunda herkesin uzlaştığı bir standart bulunmuyor. Bazı çalışma grupları CDN standardı oluşturmak için çalışmaya devam etse de çalışmalar henüz doygunluktan hayli uzak. Geçen gün Cisco'nun da bu standartları oluşturan komitelerden birinde aktif görev aldığını öğrendim. Cisco aynı zamanda ticari olarak CDN çözümü de sunan bir şirket. Taşlar böylece yerine oturmaya başladı. Cisco markalı sunucu konusunda şimdi geri dönersek, Cisco gibi bir şirketin bu pazara girmesinin sebeplerinden birinin CDN ile bağlantılı bir strateji olduğunu düşünüyorum.

Görünen o ki yakın zamanda internet şebekesi bugün olduğundan çok daha akıllı bir yapıya kavuşacak. İçeriğin kopyaları kullanıcıya gittikçe daha da yaklaşacak. Bu işlemi yöneten sunucular, network cihazları ile daha yakın çalışacak. İçerik kullanıcının çok yakınındaki disklerden gelmeye başlayacak, bazı kabiliyetler modemlere kadar taşınacak. Böyle bir durumda bir network firmasının blade şasi üzerine sunucu kartı sokuşturması da bence gayet normal.  

Görünen o ki internet yakında çok değişecek.

Şekillerin kaynağı: http://www.mactalk.com.au/content/whats-content-delivery-network-1086/